Gen Dopingi
İnsan gen haritasının belirlenmeye başlanmasıyla birlikte; çok sayıda hastalığın tanı ve teadvisinde yeni seçenekler ortaya çıkmıştır. Hücreye, anormal genin eksikliğini giderecek veya eksik genin işlevini yapacak materyalin dışarıdan verilmesi, gen tedavisinin temelini oluşturur. Genetik materyal (DNA) çoğunlukla kapsüllenmiş olup, hedef dokuya doğrudan enjeksiyon yoluyla verilir. Bu tedavi türü halen deneysel aşamada olup, bu tedavi metodunun kullanımına belli kurallar ve kısıtlamalar çerçevesinde izin verilmektedir.
Gen tedavisi sadece ciddi hastalıkların tedavisinde değil; daha az riskli hastalıklar veya yaralanmalarda da kullanılabilmektedir. Spor yaralanmalarındaki iyileşme sürecinin gen tedavisiyle kısalabileceği önemli bir araştırma konusudur. Bununla birlikte, sporcular daha iyi performans için gen tedavisini kullanmaya başlamışlardır. Bu metodun spor sahalarında görülme süresi tam olarak bilinmese de, önümüzdeki beş yıl bu süre için yeterli olacaktır. Bu süreçte karşımıza çıkacak olan genler ve materyaller arasında Erythropoetin (Epo), Büyüme faktörleri, Myostatin ve Endorphin ler yer alır.
Gen dopingi; genlerin, genetik materyal ve hücrelerin tedavi amacı dışında, sportif performansı arttırmak amacıyla kullanılmasıdır. Uluslararası Olimpiyat Komitesi; 1 Ocak 2003 tarihi itibariyle gen dopingini, kullanımı yasak maddeler ve metodlar listesine almıştır.
Gen dopingi sırasında, gen transferi kontrol altında olmayan illegal labaratuarlarda yapılmakta olup; güvenli ve temiz olmayan ortamlarda hazırlanan DNA materyali, ortamda bulunan kimyasal ve biyolojik maddelerle temas sonrası kirlenebilir, etkilenebilir ve hasar görebilir. Ortamda bulaşıcı viral materyallerin varlığı da; ciddi bir tehlike yaratır. Sonuçta; bu dopingi kullanan sporcu, sadece kendisine değil, çevresine ve bu materyallerin biyolojik olarak aktarımı sonucu kendi nesline de zarar verecektir.
Gen dopinginin tespiti oldukça zordur. Doping için kullanılan ajanların tespiti için ölçümün mutlaka bu maddenin alımı sonrası erken dönemde yapılması ve bu ölçüm için doku örneklerine ihtiyaç duyulması, bu işlemi imkansız kılar. Sporculardan, kas biopsisi alınmasının ne kadar büyük tartışmalara yol açacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Bununla birlikte, gen dopingi için yapılacak enjeksiyonun mutlaka hedef dokuya yapılma zorunluluğu olmadığı için, enjeksiyon bölgesinin tespiti ayrıca zor bir işlemdir. En önemlisi ise, gen dopingi sonucu vücudun üreteceği protein tamamen biyolojik yani vücudun daha önceden ürettiğinin bire bir kopyası olacağından bu proteinin tespiti imkansızdır. Olası tek yol, sporcuların düzenli olarak protein profillerinin çıkarılması ve bunlar arasındaki değişimlerin tespitidir.
Birçok sporcunun, gen dopinginin riskleri ve yaratacağı felaketler hakkında bilgisi yoktur. Öncelikli olarak sporcu ve etrafındaki kadro bu konuda bilgilendirilmelidir. İlaç endüstrisi bu konuda ciddi şekilde uyarılmalı ve kontrol altına alınmalıdır. Bu konuda en büyük görev WADA’ya (Dünya Anti-Doping Ajansı) düşmektedir. WADA; ilk olarak Mart 2002 de New York’ta “Gen Dopingi” ana başlığı altında tüm uzmanların, bilim adamlarının, sporcuların ve yöneticilerin katıldığı panel düzenlemiştir. Bu panelin ikincisi 2005 yılında Stockholm’de, sonuncusu ise Haziran 2008’de Saint Petersburg’da düzenlenmiştir. Bu panellerin temel amacı, ulusal ve uluslararası alanda koordinasyonu sağlamak ve hem sporculara özel hem de tüm topluma yeterli “anti-doping” bilincini aşılamaktır.
Prof.Dr.Mustafa Karahan
Op.Dr.Rüştü Nuran
Leave a Response
Entries(RSS)